2

Tango Rocio hakkında ne düşünüyorlar?

TANGO ROCİO TANGO KURUSUNA KATILAN VE HAYATLARINA TANGONUN DEĞERLİ ÖZELLİKLERİNİ KATAN DEĞERLİ KATILIMCILARIMIZ NASIL BİR SÜREÇ YAŞADI VE TANGO İLE İLGİLİ MACERALARI NASIL GEÇTİ MERAK EDİYOR MUSUNUZ? HEPSİ BURADA, KATILIMCI YORUMLARINDA

Tango ile tanismam 2013 Haziran ayina dayanır. Kısaca Tangoya başlangıç hikayemi paylaşmak isterim. Sevgili Erdem Ercan ve ekibiyle 2013 Haziranında Selanik Kavala gezisine katıldım. Bir gece taverna çıkışı Selanik’te milonga gecesine gittik. Tango ile gerçek anlamda burada tanıştım. Sadece dans eden insanları izledim ve son derece keyif aldim. Kendime sordum, 45 yaşına gelmişsin bu dansı, bu güzel sözsüz iletişimi neden daha önce öğrenmedin bu yaştan sonra öğrenebilir misin diye. İstanbul dönüşünde sevgili Erdem hocama ben Tango’yu öğrenmek istiyorum acaba becerebilir miyim diye sordum ve sormamla birlikte kendimi yeni başlayan kursun içinde buldum. 2013 Ekim ayında Tangoya başlayarak ne kadar doğru karar verdiğimi anlamış oldum. 7 aylık eğitimden sonra geçen ay tekrar gerçeklesen Selanik gezisine katıldım. 7 ay önce Tangoya başlamama sebep olan Selanik’teki aynı Milonga’ya katılarak bu sefer saatlerce dans ettim. Orada hikayemi paylaştığım insanların onore edici davranışları beni daha da mutlu kıldı. Tangoya oldukça fazla zaman ayırmaya başladım. Tango yorgunken bana yorgunluğumu hissettirmiyor, stresliyken beni sakinleştiriyor, Milonga gecelerini iple çekmeme sebep oluyor. İnsan kendini çok keyifli bir aile ortamında buluyor. Sevgili Erdem Ercan iyi ki seni tanımışım iyi ki sayende Tango’ya başlamışım.

Murat Tandoğan

 

İçime işlediğini hissettim Tango müziğini yıllar önce ilk duyduğumda… Oysa hep onunla yaşıyormuşum meğer dans eden çiftlerin figürlerini gayri ihtiyari ve bilmeden kendimce tekrar ederken yolda, evde, ofiste… O kadar hoşuma gidiyordu ki bir kadın ve erkeğin böylesine uyumla, tüm duyguları yansıtarak pistte kayarcasına dans etmeleri…

Ve sonunda o şans “ayağıma” gelmişti bana doğum günümde hediye edilen “bir çift siyah dans ayakkabıları”yla… Ve o zaman dedim kendi kendime: “Tamer, artık daha ne bekliyorsun? İşte sana hayatını değiştirecek fırsat”.

Ankara’da başlayan Tango yolculuğum hala devam ediyor İstanbul’da büyük bir keyifle ve zevkle… Öğrenmenin yaşı yok derler ya, gerçekten yok ama sadece kendini ona vermek var. Hayatımda ilk defa kendim için bir şey öğrenmenin ve yapmaya odaklanmanın keyfini yaşıyorum. Beynim haz ile doluyor müziği hissederken ve vücudum da ona eşlik ediyor ritimle.

İstanbul, İzmir, Kaş, Bodrum, Bergamo / İtalya, Toronto, Kanada, Selanik / Yunanistan… Nerede olursam olayım dans ayakkabılarım yanımda olmasa bile bu dansa gönül vermiş yaşı ne olursa olsun, milliyeti ne olursa olsun dünyanın farklı coğrafyalarından insanlarla paylaştıklarım çok güzel şeyler hayatıma ayrı bir anlam katıyor… Viva Tango… Siempre…

Tamer Gezbul

 

Bir insan bir şeye bu kadar yakın olup da bu kadar uzak durabilir mi yıllarca? Durabilirmiş meğer, ama nereye kadar?

Aslında çocukluğumdan beri hep dansı sevmiş ve dans etmiş biriyken tangoya bu kadar mesafeli oluşumu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Tango diğer danslar gibi değildi sanırım korkuyordum. Genel geçer bir şekilde yapılamayacağını biliyordum.

Tango dansının kendine ait benim bilmediğim bir dili felsefesi vardı eğer o dili konuşabilirsen anlaşılabilir olurdu. Yoksa farklı iki insanın birbirlerini tanımadan ve hiç konuşmadan bu kadar uyumlu ve ahenk içinde kendilerinden geçebilmeleri başka nasıl açıklanabilirdi ki.

Tangoya başlamamla birlikte hayatımda birçok şeyin farkına varmaya başladım. Önce vücudumu ne kadar az tanıdığımı, dengemin çabuk bozulduğunu sonra karşımdaki kişiyi yeterince dinlemediğimi, güvensizliğimi…

Tangoyla birlikte yeniden öğreniyorum bütün bunları ve kendimi daha iyiye taşıyorum. Üstelik insanın kendisi için bir şey yapmasının verdiği haz da cabası. Abartmıyorum bütün bunları tango insana öğretebiliyor yeter ki siz buna açık olun.

Evet tango ciddi emek istiyor ama bunu fazlasıyla hakediyor. Tangorocio da felsefesiyle öğrencilerine yaklaşımı ve paylaşımlarıyla tangoya ve öğrencilerine bu emeği layıkıyla veriyor.

Ben bu emeği harcamaya yeni başladım ama öğrenmenin yaşı yok, etrafımda dans edenleri gördükçe, paylaştıkça, milongalara gittikçe daha da içime işlemeye başladı tango müziği ve dansı. Teşekkürler Tango Rocio ailesi.

Şebnem Ercan Gezbul

 

Tango; bir iletişimden çok kendi içimde yaşadığım bir monolog olarak başladı benim için. Yapıp yapamadığımı, doğru adım atıp atmadığımı sorguladığım anlar vardı çokça zaman. Şanslı bir insan olarak doğru bir yerde olduğumu bir kez daha gördüm ki; tangoyu bir danstan çok öte bir tutku ve iletişim biçimi olarak gören, öğreten; samimi ve güzel kalpli bir ailenin içindeydim. Zaman içerisinde tangodaki ürkekliğimin hayat içerisinde de kendini gösterdiğinin farkına vardım. Ama adım atmaktan vazgeçmedim ve keyif almaya doğru yolculuk başladı daha çok dans ettikçe. Tangoyu; müziğiyle, ritmiyle, coşkusuyla, tutkusuyla, bana sevdiren; başta Erdem Ercan olmak üzere tüm Tango Rocio ailesine çok teşekkür ederim. Hepimizin müzikle, dansla, keyifle yolculuğumuzda ilerlememiz dileğiyle… Sevgiler

Gözde Kaya

 

Neden dans ediyorum? Dans ediyorum çünkü dans ederken nefret etmiyorum, yargılamıyorum, kendimi hayattan ayırmıyorum, sadece neşe ve bütünlük hissediyorum. “Dans et, dans et!..” Okuduğum bir kitapta karaktere sert bir dille dans etmesini söylüyordu hocası, kitap boyunca alakasız durumlarda. Ve bu çağrı her nedense bana yapılıyormuş gibi içime dokunuyordu. Neden sonraları, dansa başlayınca anladım ki bu çağrı gerçekten banaydı. Hayatımda dansa başlamadan önceki ben ile sonraki ben arasında iki farklı dönem olduğunu düşünüyorum. Dans ile kendime güvenim geldi, hayatı sevdim, birçok yeni ve harika dostlarım ve arkadaşlarım oldu. Acı tatlı tecrübelerim oldu ama hepsi de harika deneyimlerdi. Dansı çeşitleri şeklinde ayırmıyorum çünkü her birinde farklı bir ruh haline bürünüyorum. Ancak bireysel dansın haricinde hangi dans olursa olsun; sirtaki, Latin, tango (en azından benim denediklerim bunlarla sınırlı) en önemlisi diğerleri ile yakaladığınız uyum ve ahenk, işte o zaman dansın tadı daha başka oluyor. Keşke daha önceleri keşfetseydim dansı… Herkese, her yaşa tavsiye ederim. Dans edin…

Ahsen Küçükçalık

 

Herkes dans edebilir mi? Elbette edebilir. Ancak kimilerine dans yakışır, kimileri ise dansa yakışır. Ezeliberi sever isterdim tango yapmayı. Zamanı şimdilerde gelmiş. Olgunluk, dinginlik dansım olacakmış meğer. Ve, ne zaman ki o ilk adımımı attım, başka bir dünyaya yelken açtım sanki. Öyle bir dünya ki, bir sürü hissiyatı beraberinde taşıyorsunuz yelkeninizde. Bir bakıyorsunuz çocuk olmuşsunuz. Müzik değişiyor, arzu ve tutkuyu keşfediyorsunuz. Gözden göze hapsoluveriyor. Sonra bir figür değişiyor, seksi bir kadın karşınızda. Dansın ve müziğin dinamiği ve en önemlisi partnerinizden aldığınız enerji ile bazen hırçın dalgalara kırıyorsunuz dümeni. Bazen, sakin sığ bir denize, yakamozlarla dostluklar kurarak.

Ben tango ile içimdeki beni buldum. Sevgili hocam Erdem Ercan’ın yardımı, sabrı ve gayreti ile bulduklarımı teker teker dişarı çıkarmaya, paylaşmaya çalışıyorum. Çok uzun bir yol var önümde. Ancak, dans aşkı, Tango aşkı başka. Tutkulu coşkulu bir bağlılık. İnsan gözleri kapalı dans edebilir mi? Eğer partnerinize güveniniz tam ise, evet, yapabilirsiniz. Şimdi hayal edin; gözlerinizi kapatın ve kendinizi müziğe ve tangonun o hisli, hassas, zarif, arzulu, tutkulu aşkına bırakın kendinizi. Dansınız bol olsun.

Aysel Gülen

 

Yıllar önce ofiste uzun süreler çalıştığımız yıllardan birinde bir gün dedim ki “Yeter artık benim de bir hobim olsun”. Bir arkadaşım bana bir kart uzattı, bir tango kursunun adresi. O hafta sonu hemen gidip yazıldım. 6 ay boyunca zaman yarattım her Pazar gittim. Tango beni kendine çekti adeta. Tango’da beni rahatlatan birşey var. “Tamam işte aradığım buydu” dedim. Sonra araya yıllar girdi, öğrendiğimi de unuttum. Derken işyerimizde sirtaki kursu açıldı, değerli hocamız Erdem ile sirtaki kursundaki sohbetlerimiz beni tekrar tangoya getirdi. Yeniden “Evet, özlediğim buydu” hisleri içindeyim. Tango seyretmeyi, tango öğrenmeyi ve tango dansını büyüleyici buluyorum. Ruhum sakinliyor, mutlu oluyorum. Dinlemenin ne kadar keyifli olabileceğini bilmiyormuşum. Sözler ve kareografi olmadan, sadece kadının erkeğin enerjisini dinleyerek bu kadar uyumlu dans edebilmesi bana çok etkileyici geliyor. Tango yaparken yaşadığım her dakikayı keyifle hissederek yaşıyorum. Daha da iyi dansetmeyi diliyorum. Milonga gecelerinin ertesinde gülümseyerek uyanıyorum, üzerimde bir hafiflik! Ne güzel sevgili Erdem’e ve Tango Rocio ailesindeki bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, bu macera çok keyifli.

Bige Sibel Ayaz

 

Tango hayatıma girdikten sonra, birbirinden farklı karakterde insanla farklı iletişimlere girdim. Yeni ve sağlam dostluklar kazandım. En yeni farkındalığım ise müziğin benim için dansla tamamlanır hale gelişi…

Birbirinden ayrılmayacakları ve bir bütün olduklarını söyleyebilirim artık. Tango’nun hatırlattığı başka bir değer de günümüzde kaybolan cinsiyet kavramı…

Yani kadına kadın, erkeğe erkek olduğunu hissettiriyor. Bu kimlikler belirginleştiğinde ise dans eden kişinin sosyal yaşam içinde kendine güveninin artması mümkün oluyor.

Ertuğrul Ertekin

 

Öylesine başladım tango derslerine aslında… Hayatın ya da hayatımın peşindeydim, tango işin bahanesiydi de diyebiliriz. Henüz 2 ayını doldurmadı tango maceram ama içinde olmaktan büyük zevk aldığım bir hareket karşıladı beni..

Hayat nasıl akıyorsa siz de aynen öyle akıyorsunuz dans ederken, gerçek akıştan tek farkı burada kendinizi kandıramıyor olmanız. Peki ne var bu dansın içinde diye sorarsınız siz şimdi? Aslında sadece siz varsınız belki biraz klişe ama tek vücut olmanın resmini, o an ruh haliniz ne ise onu yansıtıyorsunuz dansınıza. Korkuyorsanız ben korkuyorum diye bağırıyor adımlarınız, aşıksanız ki aşıksınız her adımınız haykırıyor bunu piste.

Tutkunuz, sevginiz, aşkınız, hayatınız, amacınız, nefretiniz kısaca siz… o kadar netsiniz ki… Uzatmamak lazım, nefes almakla başlar ya her şey, ilk nefes, ilk adım, ilk aşk, ilk öpücük hepsi aslında çok küçük hareketlerdir ama size muazzam bir dünyanın kapılarını açarlar. Tango’da da her şey sadece tek bir adımla başlıyor. Hepinizin o ilk adımı atabilmesi dileğiyle…

Erhan Düver

 

Festival sonrası ilk Milonga Oldies’e akar yollar, bayırlar… Yoğun bir festival sonrası bittim diyebilirim. Buna rağmen, Ptesi Armada’ya mı gitsem diye düşünebildim ki buna hastalık diyorlar!!

Allahtan biyolojik durumum beynime seslenip “Ebruu git evine, biraz müzik dinle, sonra da erkenden yat, uyu” dedi ve onu kısmen de olsa dinledim. En azından milongaya gitmedim! )

La Paz’a uğrayıp Kübalı arkadaşlarımın müzikleriyle kopup, harika kültürlerarası sohbetlerine dahil oldum. Bu sefer üç kez sahne aldılar ve benim eve erken gitme hayalim tam bir ‘dreamland’ oldu. Ne yapalım akışa kaptırınca, her şey değişebiliyor hayatta!!

Salı Günü de Oldies Pub milongasına yollandım. Erdem Arjantin’de raks aleminde yüzerken, onun ruhuyla dans etmeye gelen katılımcılar olacaktı. Bu şöleni kaçıramazdım… Üsküdar’ a geçip Yasemin’le buluştum. Komik bir Türk usülü restaurantta yemek yiyip-zira orada pek alternatif yok! Hatta şarap peynir istesem beni denize filan atar Üsküdar halkı eminim! Ne yapayım ben de sevdiğim Kız Kulesi’ne çıkıp, yeni bir yaşam kurardım artık. Deniz suyumu üzümle yer değiştiririm belki ama bunu yapmayıp standart çorba başlangıcı olan bir yemek yedik-, sonrasında kahve içtik. Elbette yanında muhteşem bir sohbetle birlikte!! Sonra, Oldies Pub’a ulaştım. Hava müthişti, tam bir bahar tadında ve akşamüstü gökyüzünün aldığı rengi seyretmek de büyüleyiciydi benim için. Işık su buharıyla birleşince müthiş bir renksel dansa dönüştürüyor bu buluşmasını, izlememek hata olur. O yüzden gökyüzüne bakmak hep müthiş bir tat ve renksel dönüşüm benim için!

İki hafta önce Serdar anısına yapılan milonganın kalabalığının, hoş, nezih, dingin, keyifli ve huzurlu ortamla yer değiştirdiğini gördüm bu hafta Oldies’de. Hiç şikayet edemem; o kadar rahatlattı ki beni bu atmosfer. Keyiften dört köşe gülücükler dağıtmaya başladım etrafıma, Shirazlarımı yudumlarken elbette. Zaten tüm arkadaşlarımız da aynı havadaydı. Onlar da pek mutlu ve huzurlu!

Dj de çok sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biri olan Mihran’dı. Yine kopardı bizi, güzel seçkileriyle ve pozitif, sıcacık enerjisiyle. Herkes bayıldı. Hatta milonga başında Müge, Saadet, Melek toplanmış Mihran’ın etrafına video izliyorlar.. Boş durmak bu evrenin kitabında yok tabii!!

Gece boyunca güzel sohbetler ve keyifli danslar eşlikçimiz oldu. Herkes güzel tandalarla anın tadını çıkarttı diyebilirim. Zaten mekansal bir güzellik de ön planda olduğu için sadece otursa bir şeyler bile içse, çok keyif alıyor insan orada, o kesin! Bu da harika!!

Gece 1′ e yaklaşınca da milongayı bitirdik ve Ertuğrul’un arabasına doluştuk. Zira tarih 13.03.2013 olmuştu. ve Arabada bir ibre de 130’u gösterince, şöyle bir manzara çıktı ortaya ve tabii hemen fotoğrafladım bu görüntüyü…13.03.2013 130, kaçırılmayacak bir anı ve nümerolojik bir enteresanlık!! Bu kez navigasyon cihazını kullandırtmadığım için Ertuğrul’a, yolumuzu çook kolay bulduk. Zira hep kayboluyoruz o cihazı kullanınca. Geceyi de keyifli bir sohbet ve yolculukla tamamladık. Ve harika bir günün ardından hissettiğim rahatlama tüm ruhuma ve hücrelerime işledi diyebilirim. Tam doping!!

Bu akşamsa fest sonrası yapılan geleneksel 333 partisinde şampanyaları götüreceğiz, yaşasın!! Zaten bazı arkadaşları parkeye gömme sözüm, bazılarına Sensus’ta üzümsel bir dans, bazılarına da kopuk sohbetler borcum var…Haydi bakalalım yine rakslar alemine dalıp, karışı karış tüm milongalarda yüzelim! Yüzme bilmeyenlerse, tez ve hemen öğrensin!!!

Ebru Öztürk

 

Tango, benim hayatımda çok güzel değişikliklere yol açtı. Tabi bunda canım Erdem Hoca’nın katkıları büyük. O bana dansı öğretirken, bir yandan kendimi serbest bırakmamı, düşünmekten vazgeçmemi söyler diğer yandan da neden bu kadar katı olduğumu sorgulardı. Tangoda tek yapmam gerekenin takipte kalmam olduğunu, kontrol etmeye çalıştıkça başarısız olacağımı anlatmaya çalışırdı. Dahası, kendimi kontrol etmeye çabalamamın, hayatımın her noktasında, ister iş yaşamı olsun ister özel ilişkilerim, her şeyi daha da zorlaştıracağını anlatırdı. Bazı şeyleri akışa bırakmanın anlamını tango aracılığı ile keşfediyorum. Bu her ne kadar zaman alsa da eskiye oranla çok daha iyiyim ve mutlu hissediyorum kendimi. Tango öncesi kendime ne kadar çok zarar verdiğim anlar varmış meğer. Bu gerçeği anlamamda bana destek olan Erdem Hoca’ya sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız. İyi ki sizi tanımışım. Tango artık hayatımın bir parçası. Yürürken adımlarım değişiyor, güzel bir müzik duyduğumda dans etmek geliyor içimden. Tango öğrenmek isteyen herkesi yönlendireceğim tek adres Erdem Hoca’dır çünkü o, bunun anlamını ve hayatımızdaki karşılığını en iyi anlatabilenlerdendir.

Melek Kırkaya

 

Küçükken büyüdüğümü, okulda öğrenerek sınıf atladığımda, elbiselerim dar gelmeye başladığında ya da büyüklerin “Ne kadar da büyümüşsün,” dedikleri zamanlarda hissederdim. Büyümek ölene kadar devam eden bir süreç. Yıllar geçtikçe, büyümekte oluşumu, kendimle yüzleşmelerimin sonuçlarında hissettim; değişimden korkmadıkça, değişirken rahatlayıp hafifledikçe hep büyüdüm. Hiçbir şeyin hafifliği ile her şeyin doluluğunu yaşatan “an”da kalmanın değerini fark ettiğimde, hayatımda yeni bir dönem başladı. Tam da bu dönemde, bir seminerde yolumuzun kesiştiği Erdem Ercan’a karşı giderek artan bir minnet duygusuyla doluyum. Bu hisle doluyum çünkü Tango beni büyüttü, büyütüyor, beni kendi merkezime taşıyor, daha fazla kadın yapıyor. Şu bahsettiğim çok değerli “an”da kalabilmeyi, teslimiyeti, paylaşmayı, bir olmayı, birlikte yaratmayı, güvenmeyi deneyimliyorum dans ettikçe.

Bütün bu güzelliklerin keyfini anlatmaya kalkışmayacağım, hakkını veremeyebilirim diye daha yolun çok başındayım; an geliyor direniyorum teslimiyete. Doğru yapmak adına bazen yok sayabiliyorum aldığım keyfi… İşte bu noktada sevgili Erdem’in bunu gören, bilen, hisseden ve ruh halime en uygun üslupla durumu düzelten bir eğitmen olması ve kendi yüzde yüzü ile orada olması fark yaratıyor. Bu fark sadece benim dansım adına olmuyor tabi, hem Tango adına hem de benim hayatımı yaşayış şeklim, ilişkilerim adına hayat buluyor. İşte bu yüzden çok kıymetli. İyi ki varsın Erdem ve iyi ki Tango öğretiyorsun, dolayısıyla birçok şeyi…

Nilgün Bektaş

 

Savulun eski sevgililerim, platonik aşklarım, kırık aynalardaki yalnızlıklarım! Çok özel bir dilde Tango öğreniyorum ben! Tam da bu vesile ile üç vakte kadar, her birinizle olan ortak geçmişimin nihai hesaplaşmaları vuku bulacaktır içimde…Ve ben bu kez GERÇEKTEN özgürleşmiş olmanın hazzı içinde salt sevgi ve minnet duygusu ile selamlıyor olacağım sizleri…

Ben Tango ile Erdem Hoca aracılığı ile tanıştım. Dürüstçesi o vakte kadar ne Tangoya dair bir ilgim olmuştu ne de herhangi bir başka dansa. Edebiyata ve sanata vurgun biri olarak dans, benim henüz keşfetmediğim bir kıtaydı! Adına rastlantı demekle, büyüsü altındaki yetersizliğimizi kolladığımız bir evrensel güç aracılığı ile onun şu satırlarına denk gelmiştim:

“Sevgili arkadaşlar, Tango ile tanışmak, bu dansı hayatına katmak isteyen arkadaşlarım için minik bir duyuru!” Sık sık kullandığım bir alıntıdır bu; Oğuz Atay der ki “İyi şeyler birdenbire olur!”

Hiçbir şey düşünmeden, dansın içeriğini ve gücünü sorgulamadan, yapabilirliğim hakkında analizlere girmeden, kendimi dersin yapılacağı salonda bulduğumda oldukça çekingen, tutuk ve biraz da kaygılıydım. Daha önce üzerinde en ufak bir fikre sahip olmadığım bir şeydi Tango. Kontrolü daha en başından avuçlarımda tutma imkânını, belki bilmeden belki de bilinçaltımın bir oyunu ile teslim etmiştim evrene. Hiç şüphesiz teslimiyeti tatmak arzusunu ezelden beri içimin orta yerinde taşıyandım ancak bunun için bir adım atmaya ne denli hazır olduğum konusu, bir bilinmeyendi. Buna rağmen oradaydım.

Daha ilk adımımda, hocam, gözlerimin içine bakarak “Tangonun temelinde, tüm var oluşunla karşındaki erkeğe teslim olmak yatar,” dediği saniyede iki seçeneğim vardı. Ya bir an dahi beklemeksizin kaçıp gitmek ya da bir sonraki adıma kadar içimdeki “kontrol delisi” kadınla hızla vedalaşmak! Bu kararı vermek için sadece tek bir an vardı bana ait olan! Bir ömür boyu kulu kölesi olduğum bir BEN ile saniyeler içinde vedalaşmak hiç de kolay değildi. İşin tuhafı, düşünmeye başladığımda çoktan kararımı vermiştim!

Erkeğe teslim olmak… Üstelik de hiç tanımadığım birine… Hoş, “tanıdığımı sanmak” hallerimle harcanan onca kırık dökük hikâyenin ardından, her şeye rağmen bir tür meydan okumaydı bu!

Hakkında en ufak bir fikre sahip olmadığım bir dans partneri karşısında durup, adımlarımı onun adımlarına teslim edecektim! Yüzme öğrenmek için paldır küldür ve can simitsiz tekneden derin sulara atlamak gibi bir şeydi benim gibiler için bu!

Dahası, elin adamı, benim kendisine teslim olmak biçimimden yola çıkarak “benim ne istediğimi” keşfedecek ve bu yolla beni mutluluğun doruklarına taşıyacaktı! Eğer bu, başımı yastığa koyduğumda, kulaklarımda mırıldanan bir müzik eşliğinde kurabildiğim olağanüstü bir hayal değil de; gerçek olma ihtimalini barındıran bir tür vaat idi ise, ortada bambaşka bir büyük sorun daha vardı!

Ben bir yandan ölümüne duygu yüklü, sevgiyi ve aşkı savunan, hayata anlam katmakla nefes alabilenken, diğer yandan da yıllarını, erkeğin kanatları altında yaşamak fikrine başkaldıran gerçek bir militan olarak yaşamış bir kadındım!

İyi ama neden kaçmamıştım? İçimdeki hangi kadındı beni usulca teslimiyete teslim eden?

Defalarca kez hocamın, “Nasıl da kontrol etmek istiyorsun! Beyhude çabalama, yapamazsın!” dediğini hatırlıyorum. Her çırpınışımda aslında “farkında olmak” halim vardı. O denli kararlıydı, ihtilale karar veren dişiliği prangalı öteki kadın.

Aldığım ders sayısı fazla değildi ama Tango eğitimi ile geçen her saniye bir yıl gibiydi benim için çünkü kendi adıma imkânsızı gerçekleştirmenin peşindeydim. Oysa “imkânsız” diye tanımladığım şey “hep avuçlarımın arasında var olandı”. İşin en ilginç yanı ise sadece 4 ders ile kilometrelerce yol kat etmişçesine, içimde çok sıra dışı bir devrimin yaşandığını hissedişimdi. Tango dersleri süresince duyduğum her söz bir soğuk duş etkisi yaratıyordu üzerimde!

“Kendini bana bırak ve müziğin ritmi ile keyfini çıkart anın!”
“Biz erkekler, kollarımızdaki kadını mutlu etmek için buradayız!”
“Direnme, acı çekersin!”
“Kontrol etmeye çalıştıkça yabancı birini anlatıyorsun karşındakine!”
“Sandığın kadar da dirençli değilsin aslında, çok kolay teslim olacaksın! Sonra da aldığın hazza kendin bile inanamayacaksın!”
“O, kendi ile yaşayan bir kadın! Onu tango ile oradan çıkartacağız!”
Ben mi çok hazırdım bu dönüşme yoksa Tango mu bu denli güçlüydü bilmiyorum…
Ve o gün…

Zamanın durduğu, çıkmaz sokağa vardığında, çaresizlikle canlı bombaya dönüşen o militan kadının ipi çektiği ve kelimelerin sonsuzlukta yitip gittiği o son direniş anı…

Ders sırasında hocamın, “İlk derste bile şu anki halinden çok daha iyiydin! Ne oldu? Sorun nedir? Neden kımıldamadan duruyorsun?” sözleri o an, üzeri çiziklerle dolu eski bir plaktan gelen hışırtılar gibiydi… Ancak o esnadaki partnerimin, içime batan o cam kırığı sözcükleri ile silkinip dünyaya döndüğümü hatırlıyorum : “Acı çekiyor gibisin ve bu halinle karşındakini üzüyorsun İrem!”

Tanımadığı, yani kontrol edemediği bir erkeğin karşısında son nefesini veren militan, ortalığa saçtığı kanlı can parçaları ile son kez bir katliamın acı veren görüntüsünü sergilemekteydi…

Prangalarından kurtulan öteki kadın… Hiç kımıldamadan ve tek kelime etmeden donup kaldığı yerden kimsenin görmediği maktulüne bakıyordu, tarifi mümkün olmayan bir hüzünle…

İçimde olan bitenden habersiz, beni bir kenara oturttular o gün. Akışta kalmak, biraz eğlenip, ortamın tanımlayamadıkları matemini silmek adına beni neşelendirmeye çalıştılar…

Ertesi sabah uyandığımda yeni bir hayat başlamıştı benim için… Teslimiyetin anlamını Tango aracılığı ile bu kez bir “yanılsama” şeklinde değil, “doğru” olarak kavrayabilen, henüz ürkek ama artık geri dönüşü olmayan bir kadın vardı içimde…

Bir sonraki derste, sevgili hocam beni yeni birkaç partner ile daha çalıştırırken, olağanüstü bir gerçeği keşfetmekteydim!

Karşımda duran bir partnere dair “İşte bu! Harika!” diyerek söze başladığımı hatırlıyorum. “Bu partner harikaydı çünkü bana beden dili ile ‘Şimdi seninle dans edeceğiz. Endişelenme. Niyetim asla seni yönetmek, sana hükmetmek ya da seni istemediğin yerlere taşımak değil! Sadece senin bana izin verdiğin oranda, senin bana kendini tariflediğin biçimiyle, sana, senin yolunda eşlik edip, destek vereceğim. Hazırsan başlayabiliriz. Seni ve istediklerini yanlış anlayacak olursam lütfen bunu göster bana, senin için iyi bir yol arkadaşı olmak istiyorum!’ dedi…”

Sonrasındaki tüm anları yorumlamaya devam eden, teslimiyetle barışmış kadının, kendine olan güveni göz kamaştırıcıydı!

Bir başkası karşısında “Bu kişi ile uyum sağlayamadım! Bence biraz kibirli! Beni mutlu etmek fikrini, salt benimle yürümek sureti ile değil de kendi egosunu tatmin etmek dürtüsü ile yapıyor, sevmedim!” diyebiliyordum.

Bir diğer kişinin karşısında ise “Şefkatini sevdim ama daha güçlü bir erkek olmalıydı beni uçuran!” diyecek kadar kendi isteklerine teslim olabilmiş bir kadındım!

Bunları söyleyebilir hale geldiğimde teslimiyetin, en başta dillendirdiğim biçimi ile “erkeğin kanatları altında var olmak” hali olmadığını aksine kendi başıma uçarken, beni tanımasına izin vermek sureti ile uçuşumu yükseltecek erkeği seçmek olduğunu anladım.

Sadece 4 Tango dersi ile kavradım ben bu gerçeği! Henüz yeni yetme bir Tango öğrencisiyim. Ve biliyorum ki fazla zaman geçmeden özgürce gideceğim o milongalarda, uçsuz bucaksız maviliklerde kanatlanıyor olacağım…

Ve tüm geçmişim… Ben Tangoyla özgürce ve özgünce bütünleştikçe, eski sevgililerim, platonik aşklarım, kırık aynalardaki yalnızlıklarım, dansa davet tüm aynalarda kendi hesaplaşmalarını sunarlarken bana, ben, elimdeki kırmızı şarap kadehi ile selamlıyor olacağım tüm müstakbel aşklarımı…

İrem Yerlikaya

 

Aylar önce tek bir dansla tanıştığım ve tutkunu olduğum tangoda ben kendimle tanıştım aslında. Her bir adım ve dansta kendime dair yeni farkındalıklar ve farklı bir ruh hali yakaladım. Günlük hayat içinde kaybettiğim ve sorumluluklar altında yavaş yavaş yok olan kadın “ben burdayım” dedi sanki. Önce kendime dair keşiflerimde mucizelerle karşılaştım. Sonraki mucize ise farklı fikirlere ve farklı duygulara sahip insanların 5 dakikalık dans dilimi içinde nasıl bu denli benzer düşünüp BİZ haline gelebildiğine tanık olmaktı. Tamamen şans eseri herhangi bir yerde ve zamanda yaşamıma Tango ile girmiş olan ve bana Tango’nun katabileceği şeyleri görüp rotamda kalmamı sağlayan hocam Erdem Ercan… Sonsuz teşekkürler.

Müge Organ

 

Erdem’le tanışmadan yıllar önce Latin dans kurslarına katılmıştım. Latin hoşuma gitti. Tam benim gibi bir kadına hitap eden bir dans… Yıllar “Karşındaki erkeğe kendisini güvende hissettirdiğin an onu kaybedersin” duygusunu içime yerleştirmişti. Latin’in keyif ve affınıza sığınarak biraz kaypak tarzı bana kendimi fazlasıyla güvende hissettirdi. Duvarlarıma bir kat daha tuğla çıkmama fazlasıyla hizmet etti. Çok güvendeydim, güçlü kadındım ben, her an o olmuyorsa arkasındakine göz kırpma cesaretini gösterebilecek cesur, özgür kadın. Cesaret bu mu sizce? Hızlıca kaçabilmek mi? Keşke tango ve kendini tango dışında bir o kadar da insanın kişisel gelişimine adayan Erdem ile daha önce tanışsaydım.

Akşamları iş dönüşü iki kediyle konuşmak yerine, belki korkmadan bir adamın gözünün içine bakabilen, sevmekten korkmayan, güven duyan, omzunu erkeğe yaslamayı bilen ve bunun da karşılığını alan bir kadın olurdum… Tango dersi de aldım Türkiye’de en iyisi budur denen adamlardan. Ama diyeceğim şudur ki: tango öğrenilir, hareketler öğrenilir, ama yaşamında köklü değişiklikler istiyorsan bunun yolu hem bir yaşam koçu, hem de bir tango üstadı olan Erdem’den geçer…Gücümden bir şey kaybetmiş miyim sizce? Hayır, artık özgür bir kadın gibi davranmak yerine, özgürce kendimi teslim edebilen, ön yargı ve geçmişinden sıyrılmış GERÇEK BİR KADINIM! Teşekkürler Erdem Hocam…

Devrim Güney

 

İsmini ilk duyduğumda 7-8 yaşlarındaydım. Papatya isimli beste tanıştırmıştı beni tangoyla. Başlarda dansın (sadece tangonun değil) ezberlenen birkaç hareketten olduğunu düşünmüştüm ki bu büyük ihtimalle 4. sınıfta okulda aldığım ezbere dayalı ‘modern dans’ derslerinden ötürüydü. Anneme senelerce yaptığım ısrarlardan sonra -ki sırf ısrarlarımdan kurtulmak için bile beni tangoya başlatmış olabileceği ihtimali üzerinde bayağı düşünmüştüm -outlookta tanıştığı, şimdi benim de tanıdığım ve çok çok sevdiğim Erdem hocamdan tango dersleri almaya başladım. Aslında tango öğreniyorum demek yeteri olmuyor. Ben kadın olmayı, sabretmeyi, hatta bir yaşam şeklini öğreniyorum diyebilirim. Daha 4-5 ders yapmamıza rağmen tango öğrenmenin birkaç hareket öğrenmek olmadığını, tango öğrenmenin kadınlığın doğasını benimsemek olduğunu öğrendim. Ayrıca kesinlikle tango bilen bir erkekle evlenmeye karar verdim

Duygu Mutlu

 

Dansı dalgalara benzetmişimdir hep… Bazen tüm dünyaya meydan okurcasına alevlenen, bazense tüm insanlığa küsmüş gibi sessizce içine kapanan dalgalara… Aslında tango da öyle değil mi? Kimi zaman insana ateşi ve tutkuyu, kimi zamansa hüznü ve duygusallığı yaşatabilen tılsımlı bir güç. Belki de en saf haliyle yalın duyguların şekillendirildiği, tam anlamıyla duygusal bir birleşmenin olması beni bu denli bağladı tangoya.

“Tango geçmişle bugünü birbirine bağlar. Bugünden daha iyi, insanın kendini içinde bulacağı gerçek veya düşlenen bir geçmişle.” Demiş Macedonia Fernandez. Erdem Hocaysa sanki bu sözü kanıtlamak için yaratılmış bir tango eğitmeni. Adeta tango sayesinde bize kendimizi tanıma, geçmişimizi süzgeçten geçirme, birtakım yanlışlarımızı görme fırsatı tanıdı. Eğer ki başka biriyle çalsaydım tangonun kapılarını, eminim ki bu kadar ilerleyemezdim. Bana kalırsa tango yapabilmek için partnerlerin birbirlerinin tamamlayıcısı olmaları, zihin-beden-el birliği gerekir hatta kimi zaman yürek birliği de… Ve iyi bir dansçı olmanın yolu iki kişiden birinin sinyal verip yön göstermesi diğerinin ise takip etmesinden geçer. Ya ezbere dayanan hareketler silsilesi, ya da bu! Bundan başka bir yol olacağını düşünmüyorum.

“Yaşadığın gibi dans et, dans ettiğin gibi yaşa” der her zaman Erdem Hoca ve bana kalırsa bir kadının özellikle de kadınlıkla ilgili öğrenemeyeceği hiçbir şey yok tangoda. Eminim ki tango bedenen geliştirdiği gibi, ruhen de geliştirdi hepimizi ve geliştirmeye devam da edecek.

Aysima Saka

Sen de görüşlerini yaz

Yorumlar(2)

  1. Yanıt
    management der ki

    Wow, it’s no surprise why you have so many people following you online.

  2. Yanıt
    The Digital Bridges der ki

    Usually, I don’t read long posts, but it was worth the time. Nice article.

Yorum